Herkes zaman zaman kaygılanır: bir sınav öncesinde, yeni bir işin ilk gününde, bir yakınımız hastalandığında. Bu kaygı genellikle durumla orantılıdır, durum geçince azalır ve hatta bizi hazırlanmaya, dikkatli olmaya yöneltir. Anksiyete bozukluğunda ise kaygı ya ortada belirgin bir tehlike yokken ortaya çıkar ya da tehlikeyle kıyaslanamayacak kadar yoğun ve uzun sürer. Kişi kaygısının aşırı olduğunu çoğu zaman bilir; ama onu durduramaz.
Ailelerin ve bireylerin bize en sık anlattığı tablo, kaygının yavaş yavaş yaşam alanını küçültmesidir. Önce bazı yerlere gitmekten, bazı konuları konuşmaktan kaçınılır; sonra kaçınılan şeylerin listesi uzar. Bu nedenle anksiyete bozukluklarında yalnızca kaygının şiddetine değil, kişinin neleri yapamaz hâle geldiğine de bakılır.
| Tür | Ana özellik |
|---|---|
| Yaygın anksiyete bozukluğu | Pek çok konuda, çoğu gün, kontrol edilemeyen endişe |
| Panik bozukluk | Aniden gelen yoğun korku nöbetleri ve tekrar olacağı kaygısı |
| Agorafobi | Kaçmanın ya da yardım almanın güç olduğu yerlerden kaçınma |
| Özgül fobiler | Belirli bir nesne ya da durumdan, örneğin yükseklik, iğne ya da hayvanlardan yoğun korku |
| Ayrılık kaygısı | Bağlı olunan kişiden ayrılmaya dair aşırı korku |
| Sağlık kaygısı | Ciddi bir hastalığa yakalandığı ya da yakalanacağı düşüncesiyle meşguliyet |
Sosyal ortamlarda değerlendirilme korkusu için sosyal anksiyete, fobiler için fobi tedavisi sayfalarımızda ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.
Küçük çocuklar kaygılarını çoğu zaman sözcüklerle anlatamaz. Kaygı onlarda karın ağrısı, baş ağrısı, uyku sorunları, ebeveyne yapışma, yeni ortamlarda donup kalma ya da öfke patlamaları olarak görünebilir. Okul çağında okula gitmek istememe, sınav öncesi bulantı, sürekli “ya olursa” soruları ve güvence arama sık görülür. Bu dönemde ailenin kaygıyı küçümsemeden ama çocuğu kaçınmaya da teşvik etmeden yaklaşması önemlidir. Okul reddiyle birlikte görülen kaygı için çocuklarda kaygı ve okul reddi sayfamıza bakabilirsiniz.
Ergenlikte kaygı daha içe dönük bir hâl alabilir. Gelecek, sınavlar, görünüş ve arkadaş ilişkileri üzerine bitmeyen düşünceler, uykuya dalamama, sosyal ortamlardan çekilme ve bazen alkol ya da başka maddelerle rahatlamaya çalışma görülebilir. Ergenler kaygılarını ailelerinden saklayabilir; bu nedenle davranış değişikliklerine dikkat etmek gerekir. Panik nöbetleri de sıklıkla ilk kez bu dönemde ortaya çıkar.
Yetişkinlerde kaygı iş, aile ve sağlık konularında yoğunlaşır. Yaygın kaygı bozukluğu olan bir yetişkin, işler yolunda gitse bile bir şeylerin kötüye gideceği hissini taşır; kas gerginliği, yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uykusuzluk eşlik eder. Panik bozuklukta ise ani çarpıntı, nefes darlığı, göğüs sıkışması ve “ölüyorum” ya da “kontrolümü kaybediyorum” korkusu, kişiyi defalarca acil servise götürebilir. Gebelik ve doğum sonrası dönemde kaygı belirtileri de artabilir.
İleri yaşta kaygı çoğu zaman bedensel yakınmaların arkasına gizlenir. Sağlıkla ilgili endişeler, düşme korkusu, yalnız kalmaktan çekinme ve uykusuzluk ön plandadır. Kaygı, unutkanlıkla ya da başlangıç hâlindeki bir bunama tablosuyla karışabilir. Bu nedenle ileri yaştaki kişilerde değerlendirme bedensel hastalıkları ve ilaçları da kapsar. Bu dönemle ilgili ayrıntılar için ileri yaş psikiyatrisi sayfamıza bakabilirsiniz.
Kaygı yalnızca zihinde yaşanmaz. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, terleme, titreme, mide bulantısı, ishal, baş dönmesi, kaslarda gerginlik ve ağrılar, kaygının bedensel yüzüdür. Pek çok kişi bu belirtiler nedeniyle önce kardiyoloji, gastroenteroloji ya da nöroloji bölümlerine başvurur. Bedensel bir hastalığın dışlanması önemlidir; ancak tetkikler temiz çıktığı hâlde belirtiler sürüyorsa, kaygının değerlendirilmesi gerekir.
Kaygı verici bir durumdan kaçınmak, o an için büyük bir rahatlama sağlar. Ancak bu rahatlama, zihne “kaçtığın için kurtuldun” mesajını verir ve bir sonraki sefer kaygı daha güçlü gelir. Güvence aramak, yani sürekli “bir şey olmaz değil mi?” diye sormak ya da internette belirtileri araştırmak da benzer biçimde kısa süreli rahatlatır, uzun vadede kaygıyı besler. Tedavide bu döngü fark edilir ve adım adım kırılır.
| Yöntem | Ne zaman öne çıkar? |
|---|---|
| Bilişsel davranışçı terapi | Hemen her yaşta ve kaygı türünde ilk seçenek |
| Aile katılımlı çalışma | Çocuklarda ve ergenlerde, ailenin kaygıyı istemeden beslediği durumlarda |
| İlaç tedavisi | Orta ve ağır tablolarda, terapiye yeterli yanıt alınamadığında |
| Kabul ve kararlılık terapisi | Kaygının uzun süredir sürdüğü, kaçınmanın yaşamı daralttığı durumlarda |
Bilişsel davranışçı terapi kaygı bozukluklarında en güçlü kanıta sahip yöntemdir; düşünce kalıplarının sınanmasını ve kaçınılan durumlarla kademeli yüzleşmeyi içerir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi terapiyle birlikte planlanır. Çocuklarda ise ailenin sürece katılması, sonuçları belirgin biçimde iyileştirir; bu konuda ebeveyn danışmanlığı sayfamıza bakabilirsiniz.
Kaygı birkaç haftadan uzun sürüyorsa, okul, iş ya da ilişkileri etkiliyorsa, kaçınılan yerler ve durumlar artıyorsa, panik nöbetleri tekrarlıyorsa ya da kaygıyla baş etmek için alkol veya sakinleştiricilere başvuruluyorsa bir psikiyatri değerlendirmesi önerilir. Çocuklarda okula gitmekte zorlanma ve tekrarlayan bedensel yakınmalar da başvuru için yeterli nedenlerdir.
İlk görüşmede kaygının ne zaman başladığı, hangi durumlarda arttığı, bedende nasıl hissedildiği ve kişinin neleri yapamaz hâle geldiği konuşulur. Kaygıyı artırabilecek bedensel durumlar, örneğin tiroit bozuklukları, kafein ve enerji içeceği tüketimi ya da bazı ilaçlar gözden geçirilir. Çocuklarda ebeveynlerden, gerekirse öğretmenden bilgi alınır. Depresyon, dikkat eksikliği ve obsesif kompulsif bozukluk gibi kaygıya sıklıkla eşlik eden durumlar da ayrıca değerlendirilir. Standart ölçekler, kaygının şiddetini belirlemeye ve tedavi boyunca değişimi izlemeye yardım eder.
Kaygıya yatkınlıkta ailesel etkenlerin payı vardır; ancak yaşam deneyimleri ve öğrenilmiş baş etme biçimleri de en az onlar kadar önemlidir.
Panik atak çok korkutucu olsa da kalbe zarar vermez. Yine de göğüs ağrısı ilk kez yaşanıyorsa bedensel bir neden mutlaka dışlanmalıdır.
Kaygı bozukluklarının uzun süreli tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu bağımlılık yapmaz. Bağımlılık riski taşıyan sakinleştiriciler yalnızca kısa süreli ve kontrollü kullanılır.
Erken başlanan tedaviyle çocukluk kaygılarının büyük bölümü belirgin biçimde azalır. Tedavi edilmeyen kaygı ise ergenlik ve yetişkinlikte farklı biçimlerde sürebilir.
Çoğu kaygı bozukluğunda haftalık görüşmelerle birkaç ay süren bir terapi programı yeterli olur.
Kafein bazı kişilerde çarpıntı ve huzursuzluğu artırır. Tüketimi azaltmak, özellikle panik nöbetleri yaşayan kişilerde belirtileri hafifletebilir.
Pek çok kaygı bozukluğunda online yürütülen terapinin yüz yüze terapiye yakın sonuçlar verdiği bilinmektedir; uygunluk kişiye göre değerlendirilir.
İletişim bilgilerimiz ve başvuru öncesi küçük bir hazırlık listesi iletişim sayfamızda.